09 02 2010

15 Numara'nın Dönüşü

Magic taraftarı sezon başından beri beklediği Vince Carter'ı sonunda dün akşam izleme şerefine erişti. Carter 19/27 şut isabetiyle (6/10 3 sayı) oynadığı karşılaşmada Hornets potasına 48 sayı göndererek takımının neredeyse 20 sayı geriye düştüğü maçı kazanmasında baş rolü oynadı. Şutlarının girmesinden çok istekli oyunu dikkati çekti Vinsanity'nin. 26 Ocak'ta 33. yaşını bitiren ve 34'e giren Carter'ın artık eskisi kadar iştahlı oynamadığı konuşuluyordu son zamanlarda. Basketbola karşı olan tutkusunu ve şevkini kaybetmiş gibiydi hakikaten de çocukluk dönemimin Air Canada'sı. Ancak dünkü karşılaşmadaki muazzam performansıyla çok güzel bir cevap vermiş oldu eleştirilere. "Ben bitmedim" der gibiydi adeta maçın her anında. Bu eleştiriler dışında Carter'ı bu kadar motive eden neydi dün bilmiyorum ancak Stan van Gundy geçen seneki gibi play-off'larda başarılı ve tehlikeli olacak bir takım yaratmak istiyorsa Carter'ı bu seviyede olmasa da bu seviyeye yakın bir yerlerde tutmak zorunda. Kuzen T-Mac gibi Carter'ın da duygularının etkisinde kolay kalan bir oyuncu olduğunu ve amiyane tabirle motoru ateşlemek için biraz gaz alması gerektiğini biliyoruz. Bu noktada en büyük görev koç SvG'ye düşüyor.

08 02 2010

Super Bowl XLIV





NFL Super Bowl XLIV
New Orleans Saints 31-17 Indianapolis Colts
07.02.2010

Magic Bizden İyi

Doc Rivers'ın dün geceki Celtics-Magic karşılaşması sonrası beyanatı bu. Durumun farkında bir nevi Celtics koçu ve oyuncularını uyarmış. Bu sezon iki takım arasında oynana 4 karşılaşmadan 3'ünü Orlando'nun kazandığını düşünürsek bu yargı doğru gibi gözükebilir ancak Orlando'nun durumunun da pek matah olmadığını söylemek gerek. İki takımın birbiriyle oynadığı karşılaşmalar olası bir play-off serisi için ölçü olabilecek olsa da ligin geneli için ölçü olmuyor. Bunu geçen sezonlarda da örnekli bir şekilde gördük, yaşadık defalarca NBA'de. İşin ilginç yanı, Atlanta'nın Boston'ı süpürdüğünü düşünürsek, Boston 2.lik yarışındaki 2 rakibine karşı da psikolojik bir dezavantaja sahip gibi.

Atlanta, Boston ve Orlando Cleveland'ın arkasında kalmayı kabullendiler artık Doğu Konferansı'nda ortaya çıkan son tablo sonrasında. Cavs zaten bu tempoyla devam ederse geçen sene olduğu gibi NBA'in en iyi derecesine sahip olacaktır. Şu anda 41-11'le NBA'in tepesinde bulunan Cavs'i, bu 3 takımdan Orlando 34-17'yle, Boston ve Atlanta 32-17'yle takip ediyor. Geçtiğimiz sezonla kıyaslarsak, Orlando ve Boston'ın galibiyet yüzdesinde %10'a yakın bir düşüş, Atlanta'nınkindeyse %10'a yakın bir artış görüyoruz ki şu anki durumun özeti bu bir bakıma. Çıkış yapan bir Hawks takımı ve eski kimyasını arayan iki contender.

Doğu'da 2, 3 ve 4. sıra için yapılan mücadele sezon sonuna kadar sürecek gibi görünüyor. 2. sırayı alacak takım Doğu finaline kadar Cavs'le karşılaşmayacak ve Doğu yarı finalinde de saha avantajına sahip olacak. Yani NBA finaline giden yolda Cavs'e rakip olmak isteyen bu üç takım için 2. sıra çok büyük önem taşıyor. Rivers "Magic bizden iyi" itirafını yaptı, biraz da takımını ateşlemeye çalışıyor anladığım kadarıyla. Ancak "Magic ve Hawks bizden iyi" şeklinde düzeltmek lazım o beyanatı. Eminim Rivers da aynı şekilde düşünüyordur ancak motive edeyim diye takımı fazlaca eleştirmenin tam tersi bir sonuca yol açabileceğini bildiğinden yarıda kesmiş bu haklı önermeyi.

05 02 2010

All-Star 2010: Skills Challenge ve 3 Pt Shootout


Yetenek yarışması ve 3 sayı yarışmasına katılacak isimlerin de belli olmasıyla All-Star kadrosu tamamlandı bu hafta içinde. Artık geri sayım başladı diyebiliriz sanırım. Yarışmalara katılacak isimlere bir göz atmak gerek ama öncesinde.

Skills Challenge'a katılacak olan 4 isim, Steve Nash, Brandon Jennings, Deron Williams ve son şampiyon Derrick Rose olarak açıklandı. Çaylak Jennings hariç 3 isim zaten ne yapacağını aşağı yukarı tahmin ettiğimiz adamlar ve kendilerini kanıtlamış point guard'lar ligdeki. Rose geçen sene kazanarak yarışmaya uygun olduğunu da gösterdi. Steve Nash'in de 2005 şampiyonu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Keza Deron Williams da 2008'de rekor kırarak şampiyon olmuştu ve rekor hala ona ait sanıyorum. Ancak Jennings diğer 3 isme bakıldığında biraz ezik kalıyor orda. 3 eski şampiyonun yanına Jennings değil de Kidd ya da sakat olmasa Chris Paul gibi isimler daha iyi gidebilirdi yarışmanın popülaritesi açısından. All-Star haftasonunda favorinin hiç belli olmayacağı tek yarışma sanırım bu olacak. Jennings'in işi zor, ben Steve Nash'in kazanmaya daha yakın olduğunu düşünüyorum. Tabii ilk sefer de şutları sokmak biraz da şansa kalıyor, anlık tereddütler galibi etkileyecektir.

Bir diğer merakla beklediğimiz organizasyon 3 Sayı Yarışması. Son şampiyon Cook'un yanında Channing Frye, Paul Pierce, Danilo Gallinari, Chauncey Billups ve Steph Curry diğer 6 yarışmacı olacak. Pierce'ın çok ağır bir şut stilinin olduğunu düşünürsek işi zor. Ancak onun dışındaki 5 isim de yarışmayı kazanabilir gibi. Channing Frye 1997'de Seattle forması giyerken yarışmaya çağırılan Sam Perkins'ten tam 11 yıl sonra 3'lük yarışmasına katılacak ilk pivot olarak ilginç işler yapabilir. Keza Gallinari, Billups ve Curry de formda şutörler. Eski şampiyon Cook bu sezon Miami'de pek forma şansı bulamasa da Kapono'nun ligde hiç oynamadan üst üste kazandığı şampiyonluklar aklımızda hala. Aslında maçta isabetli üç sayı atmakla pek alakası da yok bu yarışmanın. Steph Curry kazanır deyip bir tahmin yapayım buna da. En azından benim gönlüm çaylak guard'la olacak kendisine olan sempatimden dolayı.

Son 1 hafta artık All-Star için. Gelen son önemli haber biraz da tatsız oldu.Chris Paul'ün talihsiz sakatlığı nedeniyle Chauncey Billups davet edildi kadroya. Bu haberin dışında diğer sakatlar Carmelo ve Roy'un All-Star'a yetişeceğini düşünürsek kadrolar belli oldu diyebiliriz. Son dakikada bir sürpriz olursa birilerine piyango vuracaktır All-Star olma konusunda yine. Billups çağrıldığını öğrenince tatil planlarını iptal etmiş. Dallas'ta daha güzel bir tatil yapacaktır tabii, en azından daha fazla eğleneceği kesin.

03 02 2010

LeBron'un Yapamayacağı?

Mo Williams'ın omzundan sakatlanmasından sonra Delonte West'in de parmağını kırması Cleveland'ı bir anda guard'sız bırakmıştı. Point Guard sorumluluğunu kim alacak, en azından topu kim karşı sahaya götürecek derken şapkadan LeBron çıktı bir anda. 2.03 boyuyla point guard oynuyor LeBron birkaç maçtır ve hiç de fena yapmıyor bu işi(!). King, son 4 maçın tamamında çift haneli asist rakamlarına ulaştı ve bu seriyi sürdürecek gibi duruyor guard oynadığı sürece. Delonte West-Mo Williams ikilisinin beraber kaçırdığı 6 maçlık dönemde LeBron'un tam 66 asisti var. Ligde çift haneli asist ortalamasıyla oynayan sadece iki oyuncu olduğunu düşünürsek 11 asistlik ortalama her ne kadar 6 maçlık kısa bir periyotta yakalanmış olsa da LeBron fiziğinde bir oyuncu için gerçekten inanılmaz. Ayrıca yine bu son dönem içinde yer alan Clippers karşılaşmasında bir çeyrekte 9 asist yaptığını hatırlatalım LeBron'un. Boyuna, fiziğine ve şu son oynadığı maçlara bakınca bana Magic'i hatırlatmıyor değil 24 yaşındaki bu genç süperstar. Yapabileceklerinin sınırının olmadığı her geçen gün bir kez daha ispatlıyor bu adam. Neyi yapamaz gerçekten merak etmeye başlıyorum gün geçtikçe ve LeBron'u izlemeye devam ettikçe. İlerleyen zamanda blok ve top çalmaya da merak salarsa NBA tarihinde quadruple double yapan 5. oyuncu olması işten bile değil.

02 02 2010

Deadline Yaklaşırken

Takas dedikodularının tavan yaptığı All-Star öncesi 2 haftalık periyoda girdik. 18 Şubat 2010'da Doğu saatiyle 3 PM itibariyle takımların takas yapma hakları kalmayacak. Yumurtanın deliğin ağzına girdiği şu günlerde bir curcunadır gidiyor bu sebeple. Ancak işin ilginç yanı gerçekleşmiş önemli bir takasın da olmaması. Her gün medyada 100'lerce makul takas dedikodusu yazılıp çizilirken bunların birinin bile gerçekleşmemesi hayret verici. Dedikodulardan ve takımdan ayrılmak istediği veya gönderilmek istendiği konuşulan birkaç isimden bahsedelim biz de bu son düzlüğe girerken.

2010 Free Agent piyasasının değerli isimleri olması beklenen Amare Stoudemire ve Chris Bosh takas piyasasının adı en çok geçen iki ismiydi geçtiğimiz bir ay boyunca. Önce Bosh-Bynum dedikodusuyla ligin yüreği ağzına geldi. Eğer deadline'dan bu kadar uzun süre önce büyük bir takas yapılmış olsa devamı da gelebilirdi çünkü diğer takımlardan. Ardından söylentiler iki taraftan da yalanlanınca mevzu kapandı. Amare için ise isimlerin bu kadar belirgin olduğu bir takas planı pek duymasak da Phoenix eğer doğru parçaları alırsa onu takas edecek gibi. Aslında Toronto'nun da Phoenix'in de planı gayet basit 2010 öncesinde. Ne Amare, ne de Bosh takımlarında kalmaya niyetli olmadıklarından iki takım da bu kadar önemli oyuncuları bedavaya göndermek istemiyor. Doğal olarak karşılığında değerli parçalar, en azından genç potansiyeller arıyorlar. Toronto'nun yapacağı bir Bynum takası onlar açısından olumlu bir hamle olabilirdi ancak son iki hafta itibariyle Bosh'un takas olması pek kolay gözükmüyor artık, keza aynı şeyler Amare için de geçerli.

Takası farklı sebeplerden dolayı çok konuşulan bir başka oyuncu da Tracy McGrady. T-Mac eğer eski T-Mac olmuş olsa, muhtemelen onun için de "Houston onu bedavaya göndermek istemediği için takasa razı" gibi bir yorum yapabilirdik ancak kazın ayağı hiç öyle değil. Değerli olan McGrady'nin 23 milyon dolarlık biten kontratı günümüz şartlarında. Bu kontratın peşindeki en istekli takım elbette New York Knicks. Ancak Houston'ın 2010 pazarında büyük önem taşıyan 23 milyon dolarlık cap room'u göndermek için Knicks'in elindekilerden biraz daha fazlasını istediği de ortada. Aslında Lee, Harrington, Nate Robinson gibi oyuncular kaliteli isimler olsalar da, Rockets'ın sistemine ne kadar uyum sağlarlar tartışılacak isimler. Houston GM'i Morey de takımın eksiklerini kapatma peşinde olduğundan pivot eksenli bir takas arıyor, Yao'nun belirsiz durumunu göz önünde bulundurarak. Bu noktada da devreye 76ers giriyor. Iguodala ve Dalembert'in gidebileceği konuşuluyor Philly'den Teksas'a doğru. T-Mac'in kontratının takası gerçekleşmesine kesin gözle baktığım hamlelerden deadline öncesi. Morey'nin en kötü ihtimalle bir ya da iki kayda değer parça alacağını, bu kadar büyük bir fırsatı kesinlikle kaçırmayacağını düşünüyorum.

Oyunculardan takımlara yönelelim biraz da takas dedikodularında. Son günlerde ayyuka çıkan başka bir dedikodu Celtics'in Ray Allen'ı takas etmek istediği yönünde. Boston'ın Allen karşılığında daha genç bir şutör guard istediği, bunun yanında biten kontrat da alabileceği konuşuluyor. Allen'ın da kontratının 20 milyon değerinde olduğunu düşünürsek bunun üzerine atlamaya dünden razı takımlar var tabii ki. Yine bir iki hafta önce konuşulan bir takas senaryosu Celtics'in Warriors'la Allen-Ellis eksenli bir takasa girişeceği şeklindeydi ama bu olası takas hakkında da oldukça fazla soru işareti var. Ellis gibi başına buyruk bir oyuncu Boston gibi herşeyin düzene uygun ilerlediği bir takımda ne yapar, oraya nasıl uyum sağlar, bunu sormadan edemiyoruz doğal olarak.

Cavaliers'ın hareketli 4 numara aşkı artık dillere destan bildiğiniz gibi. David West, Antawn Jamison, Troy Murphy için çıkmadık söylenti kalmadı Ohio'ya yol alacakları konusunda ancak bir türlü gerçekleşmedi bu takaslar. Ellerinde Ilgauskas'ın biten kontratının olduğunu düşünürsek Washington, Pacers ve Hornets'in takasa sıcak bakmamaları pek de mümkün değil ama Cavs o biten kontratın yanına sıkıştıracak genç potansiyel bulmakta zorluk çekiyor takas için. Kadroda bu tanıma uyacak bir tek oyuncu yok neredeyse. LeBron, Mo Williams, veteranlar ve rol oyuncuları şeklinde bir rotasyona sahipler bu sezon. Ancak kimse en iyi 4 numarasını bir biten kontrat ve veteran karşılığında size vermez bu da başka bir gerçek.

Takas dedikodularında pek adı geçmeyen ama kesinlikle takas yapması gerektiğini düşündüğüm bir takım var son olarak: Portland Trail Blazers. Sakatlıkları değil, takımın asıl odağı olan gelecek yılları düşünerek iki ya da üç genç oyuncunun kesinlikle takas edilmesi gerektiğini düşünüyorum Blazers rotasyonunun sağlığı adına. Travis Outlaw ve Brandon Roy'un takıma dönüşleriyle oluşacak 2-3 numara rotasyonuna bakacak olursak sadece iki pozisyon için Roy-Rudy-Webster-Batum-Outlaw gibi 5 oyuncunun forma beklediğini görüyoruz ki bu inanılmaz bir derinlik yaratsa da aynı oranda sorunlara da yol açıyor koç McMillan cephesinde. Aynı zamanda oyuncular da aldıkları dakika ve rolden mutlu olamıyor bir türlü. Roy'un alacağı 35 dakikanın garanti olduğunu düşündüğümüzde geri kalan yaklaşık 60 dakikayı 4 oyuncuya bölüştürürsek oyuncu başına 15 dakika düşüyor. Bu rakamla bu oyuncuları memnun etmek ve onlardan performans almak ise pek mümkün gözükmüyor. Tanjeviç rotasyonuna dönüyor olay durum böyle olunca. Sırf diğer bir oyuncuyu mutsuz etmemek için en formda olduğu anda bile kenara almak zorunda kalabiliyorsunuz sahadaki formda isminizi. Bu nedenle bu isimlerden bir ya da birkaç tanesinin gönderilip "bozuklukları bütünletme" yoluna gidilmesi lazım görüntü itibariyle.

Tek bir yazıya sığdıramayacak kadar fazla dedikodu var aslında. Aklımda olanlara biraz vakit ayırarak değinmek istedim ancak daha fazla ve güncel haberler geldikçe takaslarla ilgili değerlendirmelere devam edeceğiz blogda. Son iki hafta oldukça hareketli geçecek gibi gözüküyor, bekleyip göreceğiz kim neler yapacak kalan 16 günlük süre içerisinde.

01 02 2010

Kobe for the W

Büyük oyuncu olmanın doğal bir sonucu bu. Kobe Bryant, lig sıralamasına etkisi açısından olmasa da, verdiği mesaj açısından sezonun en önemli maçlarından biri olan Celtics-Lakers karşılaşmasında, maç boyu Ray Allen'ın müthiş savunması karşısında ve Celtics'li oyuncuların 2'li sıkıştırmaları arasında kaybolsa da, 7 saniye kala attığı inanılmaz şutla maçı kazandırmayı başardı takımına.

Görüntü olarak birbirinden çok farklı 4 çeyrek izledik maç boyunca. İlk çeyrekte Bynum önderliğinde Lakers dominasyonunu izlerken 2. çeyrekte işler tam tersine döndü. Celtics'in geri dönüşünde baş rolde çiçeği burnunda All-Star guard Rajon Rondo ve sürpriz olarak Tony Allen vardı. 2. yarıda ise ilk yarıda farklı çeyreklerde farklı takımlardan gördüğümüz sert savunma ve etkili hücum kombinasyonu yoktu ortada. Temponun ilk yarıya göre çok daha düşük olduğu, savunmanın ön plana çıktığı ve takımların sürekli birbirinin yumuşak karnını yumruklamaya çalıştığı 2 çeyrek izledik. İlk yarıyla ikinci yarıdan 20 sayıya yakın daha fazla skor olması zaten bu dediğimizi kanıtlar nitelikte.

Takımlara soyunma odasında iki koçun da "Tempoyu düşürün, savunmayı sertleştirin" emri verdiği çok belliydi takımlar 2. yarı için tekrar parkeye dönerken. Bu düşük tempo Celtics'in işine yarayacakmış gibi görünse de tam tersi oldu. 2. çeyrekte yaptığı dönüşten sonra devreye skor üstünlüğünün verdiği rehavetle rahat giren Celtics, 2. devrede üstünlüğünü maç sonuna kadar koruyarak iyi bir iş çıkardı aslında. Ancak Lakers son çeyrekte hissettirmeden adım adım geri geldi. 10 sayı geriye düştükleri maçı Kobe'nin 7 saniye kala attığı inanılmaz fade-away'le kazanmayı başardılar. Maçı izlerken son çeyrek skoru kaç kaç diye sorsalar, kafa kafayadır herhalde diyebileceğim bir çeyrek sonunda bir baktım ki Lakers 24-16'lık 4. çeyrek performansıyla maçı kazanmış. Lakers'lı oyuncuların da bu kadar garip bir maç ve Kobe'nin müthiş basketi sonrası 1-2 saat boyunca kendilerine gelebildiklerini sanmıyorum. Aslında aynı durum Celtics için de geçerli. 2. çeyrekteki müthiş geri dönüş ve maç boyunca yapılan iyi savunmaya rağmen bu maçı neden kaybettiklerini enine boyuna bir düşünmeleri gerek.

Dünkü performanslara bakarak konuşuyorum, iki takım da şampiyon oldukları sezonları arar durumda şu sıralar. Lakers'ta Artest Ariza'nın yaptığı işleri öyle veya böyle yapsa da Boston cephesinde Rasheed henüz tam oturmamış gibi gözüküyor kadroya. Eski Rasheed'i beklemek zaten aptallık olur ama onun sadece fundamental'ıyla daha iyisini yapabileceğini de biliyoruz Portland ve Detroit günlerinden. İzlediğimiz maç bir play-off maçı havasında geçtiği için bir nevi küçük bir fragman izledik Nisan-Mayıs-Haziran ayları öncesi. Boston Garnett'in de tam anlamıyla kendine gelemediğini düşünürsek Lakers ve Cavs'in bir adım gerisinde gibi duruyor şu anki durumuyla. Takas döneminin de bitmesine 15 gün var. Bu 3 takımdan birinin önümüzdeki 2 haftalık periyotta yapacağı bir hamle ligin kaderini etkileyebilir. Kadrolar kesinleştikten sonra bir daha konuşmak gerek ama şimdilik Cavs ligin en iyi takımı unvanını ele geçirmiş gibi duruyor. Ama asıl mevzu Haziran'da ligin en iyi takımının kim olacağı olduğundan erken de konuşmamak gerek.